• Dokümanlar

Son Haberler

Vefat Yıldönümü

Bir Ömrün Hikayesi, İşaret Yayınları, İstanbul, 2008

Bir Ömrün Hikayesi     

     Kitabın GİRİŞ Kısmı:


     Bismillahirrahmanirrahim
     Alemlerin Rabb’i Allah’a hamd, Hz. Muhammed’e, ailesine ve ashabına salât ve selam olsun.
     Dostlarımın hatıralarımı yazmam hususundaki arzu ve telkinlerini her zaman büyük bir minnetle karşılamış, buna rağmen benim de muvafık bulduğum bu işi kuvveden fiile çıkarmaya bugüne kadar cesaret edememiştim.
     Öyle ki, mazinin bütün hatıra yükü yüreğimi doldurduğu, gönlümdeki arzu ve niyetler dile geldiği halde, kalemle hemhal olmayı sürekli erteleyip durdum. Hazırlık kabilinden, kendimi yazacağım şeyleri toparlamaya, önümde yığılan klasörlerce bilgi, belge ve hatıraları tasnif etmeye başladım. Bu hazırlık safhası bugün bile tam olarak bitmiş değil... Hakikat şu ki, yazmaya başlamak kadar, ona nereden başlayacağına karar vermek de zor...
     Nihayet bugün bu zor işe başlama konusundaki irademin pekiştiğini hissederek kalemi elime almış bulunuyorum. Ancak, kalem elimde, uzun bir müddet “Nereden başlamalıyım?” diyerek tereddüt ettim. Anladım ki, bir yerden başlamak, sonra da başlanan şeyi ikmal etmek lazımdır. Bir atasözü, “Kırk bin kilometrelik yola bile bir adımla başlanır” der. Doğru... Ne başlamadan ilerlemek, ne de ilerlemeden bitirmek mümkün... Nereye, ne kadar gideceğimiz takdir edilen nefes sayımıza bağlı olsa da, bir yerden başlamak gerekiyor. Bütün bu düşünceler arasında, Rabbimden hayırlar umarak ilk adımı atmış oluyorum.
     Belirtmek gerekiyor ki, hayatın sonuna doğru zihindeki hatıralar kendiliğinden canlanıyor. Bu da, bir çok hissin iç içe geçerek oluşturduğu bir halita halinde insana derin bir coşku veriyor. İstesek de, istemesek de; gurûba doğru meyleden ömür güneşi, mazinin bütün hatıratını olanca berraklığı ile aydınlatıyor. İnsan yaşlandığı ve beşeri aksiyonları azaldığında, gücünü ancak maziye dayanarak bulabileceğini fark ediyor.
     Yüce Allah, hafıza denen zihnî kabiliyeti de buna göre ihsan etmiş. İnsan, yaşlandıkça hafızasının şimdiki zamanla ilgili kısmının zayıfladığını, buna karşılık mazi ile olan irtibatının daha da güçlendiğini hissediyor. Mazinin tüm tafsilatı, sanki taşlara kazınmış eski yazılar gibi onun üzerinde kuvvetli ve sağlam olarak kalıyor.
     Bu sebeple olsa gerek, yaşlılar mazi ile ilgili hatıralarını çok canlı olarak hissederler. İsimleri ve yaşadıklarıyla ilgili ayrıntıları da çok iyi hatırlarlar. Buna karşılık, zihinleri de bedenleri gibi yorulduğundan, en son vukua gelen hadisâtı o kadar kolay hatırlayamazlar. Bunun anlaşılması hiç de zor olmayan tabiî bir sebebi var. Hafıza, gençlik dönemlerindeki kuvvetiyle tüm yaşananları kaydetmiş, yerli yerine istiflemiştir. Kapakları kaldırılınca ilk haliyle ve bütün canlılıklarıyla ortaya çıkarlar. Halbuki yaşlılıkta yaşananlar aynı düzenlilik ve sağlamlıkla istif edilemiyor. Bu durum, diğer vücut azalarında olduğu gibi, hafızaya da musallat olan kudret kaybından ileri geliyor.
     Öyle görünüyor ki, yaşlıların eski hatıralarını anlatmaya mütemayil oluşları, gençlik dönemlerinden arta kalan hatıra depolarının kapaklarını açarak içlerindeki canlı maziyi gözler önüne serme isteklerinden kaynaklanıyor. Beşer tab’ında mevcut bulunan bu temayül, tecrübe denen birikimlerin sonraki kuşaklara aktarılabilmesinin de en tesirli vasıtası değil midir?
     Böyle de olsa, yaşlılar bunu planlayarak değil, çoğu zaman insiyakî olarak yaparlar. Yaparken de anlattıklarının muhtevasını dinleyenlere yararlı olacak nasihat, tavsiye ve hatıralarla zenginleştirerek yapmayı isterler. İnsan tabiatı... Fıtratın bu ana temayülüne tâbi olmaktan kim vareste kalabilir?
Anlatmaya başlamadan önce belirtmem gerekiyor ki, bu satırları kaleme alan da bu tabiî ihtiyacı hisseden, sonraki kuşaklara aktaracakları olduğunu düşünen tecrübeli bir yaşlıdır. Fıtratım itibariyle müsait ve mütemayil olduğum için, dostlarımın talepleri ile kendi istek ve ihtiyacım birleşti, mazimde anlatmaya değer gördüğüm hatıraları okuyucuya arz etmeyi muvafık buldum. Temenni ederim ki, hayat sergüzeştimi anlatmanın bana vereceği manevi zevk kadar, okuyucularım da okuduklarından benzer lezzetler ve manevi zevkler alsınlar.