• Dokümanlar

Son Haberler

Vefat Yıldönümü

AKİT 11-04-1998 Evrim teorisi tartışıldı

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da, ‘Evrim Teorisi’, bir konferansta tartışıldı. Bu konferansı önemli kılan özelliği, çok önemli bir bilimsel gerçeği gözler önüne sermesiydi: Darwin’in evrim teorisi bir safsataydı, bilim ise bizlere canlıların bir Yaratıcı’nın eliyle dünyaya geldiklerini gösteriyordu.
Bilim Araştırma Vakfı tarafından 4 Nisan Cumartesi günü Cemal Reşit Rey salonunda düzenlenen uluslararası konferans, Türkiye’de ilk kez Evrim Teorisi’nin bilimsel bir yaklaşımla sorgulandığı ve çürütüldüğü bir platform oldu. Yaklaşık 1500 kişinin dinleyici olarak katıldığı toplantıya, ABD’deki Yaratılış Araştırmaları Enstitüsü’nden dünyaca ünlü iki bilim adamı ve bir de Türk profesör katıldı.
Konferansa konuşmacı olarak katılan iki Amerikalı uzman, evrim teorisine karşı çıkan dünyadaki en önemli bilimsel kurum olarak bilinen California’daki Institute for Creation Research’ın Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Duane Gish ve enstitü bünyesinde kurulmuş olan fakültenin dekanı Prof. Dr. Kenneth Cumming.
Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun bin kişilik salonuna sığmayan izleyicilerin bir kısmı, salon dışına yerleştirilen ekranlarla konferansı izlediler. Simultane tercümeleri kulaklıklarla dinleyen misafirler, aynı zamanda konuyla ilgili pek çok slayt da izlediler.
“EVREN, KUSURSUZ YARATILIŞIN ÜRÜNÜDÜR”
Vakıf adına kısa bir konuşma yapan Bahadır Güven, evrim teorisinin bilimsel bir değeri olmadığını, sadece Allah’ın varlığını inkâr etmeye çalışan ateist ve materyalist felsefeye hizmet eden bir bilim sahtekârlığı olduğunu vurguladı. Güven’in konuşmasını, Bilim Araştırma Vakfı tarafından hazırlanan 20 dakikalık bir multivizyon gösterisi izledi. Tüm evrenin Allah’ın varlığının bir delili olduğunu anlatan ve Evrim Teorisinin neden bilimsel yönden çökmüş bir iddia olduğunu özetleyen bu kısa film, çarpıcı görüntülerin eşliğinde şu sözlerle sona erdi:
“Evrim tarafından örtülmek istenen gerçek çok açıktır. Tüm evren kusursuz bir yaratılışın ürünüdür. Yaratıcı’nın üstün aklı, gücü ve bilgisi, yarattığı her şeyde kendisini gösterir. Doğada var olan milyonlarca tür canlının her biri, birer sanat eseridir. Ve her sanat eseri gibi, bizlere kendilerini var eden sanatçıyı tanıtırlar. O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi olan Allah’tır.”
EVRİM’İ DARWİN DEĞİL, SÜMERLER ORTAYA ATMIŞTI
Multivizyon gösterisinin ardından, Harvard Üniversitesi’nde uzun yıllar biyoloji ve ekoloji alanlarında çalışmalar yapmış olan ve 1985 yılından bu yana da Yaratılış Araştırmaları Enstitüsü’nde görev yapan Prof. Kenneth Cumming söz aldı. Prof. Cumming, önce evrim teorisinin tarih içindeki gelişiminden söz ederek, “Evrim’in Darwin’den çok daha eski bir teori olduğunu ve ilk evrim fikirlerine Sümer’deki putperest toplumların yazıtlarında rastlandığını” belirtti. Cumming’e göre bu teori, ilahi dinlerin öğrettiği yaratılış gerçeğine karşı önce putperest sonra da ateist kültürler tarafından savunulan bir tür dogmatik inançtı. Sümer’deki bu inancın önce eski Yunan’a, sonra da Aydınlanma Çağı’nda Avrupa’ya aktarıldığını söyleyen Cumming, Darwin’in bilimsel bulgulara değil, kökleri çok eskilere uzanan bu inanca dayandığını, ancak bunu kendisine ait yeni ve bilimsel bir teori olarak gösterdiğini açıkladı.
“GENETİK BİLİMİ EVRİMİ ÇÜRÜTTÜ”
Cumming, daha sonra evrim teorisinin teorik çerçevesinin bilim tarafından nasıl yalanlandığını açıkladı. Gerek Lamarck’ın gerekse Darwin’in biyokimya ve genetikten habersiz olduklarını, bu bilimlerin gelişmesiyle de teorilerinin geçersizleştiğini açıkladı. Cumming, bu yüzyılda gelişen Neo-Darwinizm akımının yegane teorik dayanağı olan mutasyonların da aslında evrim teorisini hiçbir şekilde desteklemediklerini de anlattı. Canlılığın tesadüfler sonucunda ortaya çıkamayacak kadar karmaşık olduğunu da vurgulayan Cumming, canlılardaki karmaşık mekanizmalardan örnekler verdi. Bu mekanizmalar, canlılarda bilinçli bir “dizayn” olduğunu gösteriyordu; yani canlılar yaratılmışlardı.
Prof. Cumming’den sonra kürsüye çıkan Prof. Dr. Duane Gish ise oldukça renkli ve ikna edici bir konuşma yaptı. Şimdiye kadar ABD’nin 49 eyaletinde ve dünyanın 35 ayrı ülkesinde 500’ün üzerinde konferans, panel ve tartışma programına katılmış olan Prof. Gish, bu konferasta evrim teorisinin fosil kayıtları tarafından nasıl reddedildiğini izah etti. Gish’in konuşması şu mantığa dayanıyordu:
Fosil kayıtları, bizlere dünyadaki hayatın tarihini sunarlar. Eğer evrim diye bir şey gerçekten olmuşsa, evrim teorisinin öngördüğü kademeli gelişmenin fosil kayıtlarından gözlemlenmesi gerekir. Yani tek hücrelilerin omurgasız canlılara, omurgasızların balıklara, balıkların sürüngenlere, sürüngenlerin memelilere ve kuşlara dönüştüğünü gösteren “ara geçiş formları”nın fosillerinin bulunması gerekir. Oysa bu türler arasında bir evrim olduğunu gösteren tek bir fosil dahi bulunamamıştır. Elimizde milyonlarca omurgasız canlı fosili ya da milyonlarca balık veya sürüngen fosili vardır, ama tek bir yarı omurgasız-yarı balık ya da yarı balık-yarı sürüngen canlının fosili yoktur. Bu da bu canlıların dünyaya bugünkü formlarıyla geldiklerini göstermektedir.
Prof. Gish, bu gerçeğin gösterdiği sonucu şöyle açıkladı: “Bu canlılar bugün nasılsalar, dünyanın ilk devirlerinde de öyleydiler. Kuşlar her zaman kuştular, balıklar her zaman balıktılar, maymunlar her zaman maymundular ve insanlar her zaman insandılar. Çünkü Allah tarafından ayrı ayrı yaratılmışlar ve şekillendirilmişlerdi.”
“İNSAN YARATILIŞI TESADÜFLERLE AÇIKLANAMAZ”
Prof. Cumming’in ve Prof. Gish’in konuşmalarında dikkati çeken ilginç bir husus ise, her iki Hıristiyan bilim adamının da canlıları kimin yarattığı sorusuna cevap verirken “Tanrı” kelimesi yerine özellikle “Allah” kelimesini kullanmalarıydı. Müslümanların ve Hıristiyanların aynı Allah’a iman ettiklerinin bir ifadesi olan bu anlamlı jest, iki din arasında geliştirilebilecek olan diyalog ve işbirliğinin de sembolik bir ifadesiydi. 
Bu iki Hıristiyan bilim adamından sonra söz alan jinekolog Prof. Dr. Cevat Babuna ise insan hayatının anne karnında nasıl doğup geliştiğini anlattı. İnsanın bir damla suyla başlayan yolculuğunun çok ince hesaplara ve dengelere bağlı olduğunu vurgulayan Babuna, bunun tesadüflerle açıklanmasının imkânsız olduğunu ve yaratılışın apaçık bir delili olduğunu vurguladı.
Daha sonra konuşmacıların hepsine Bilim Araştırma Vakfı adına birer plaket armağan edildi. Plaketleri vermeleri için kürsüye çağrılan Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Dr. Sabahattin Zaim ve emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin kısa konuşmalarının ortak noktası, evrim teorisinin bilimsel çöküşünün bu konferansla çok doyurucu bir biçimde ortaya konduğuydu.
Prof. Sabahattin Zaim, şöyle dedi: “Hepimiz inançlı insanlarız, ancak bu konferansla birlikte inancımızın bilim tarafından da teyit edildiğine hep beraber şahit olduk.”
EVRİMİ MODERN BİLİM  REDDEDİYOR
Bilim Araştırma Vakfı adına konferansı yöneten İbrahim Tuncer’in aşağıdaki kapanış konuşması, konferansın anlamını gayet iyi özetliyordu:
“Sayın misafirler, konferans boyunca evrim teorisinin bilimsel yönden hiçbir değeri olmayan, aksine bilim tarafından yalanlanan bir iddia olduğunu açıkça gördük. Teorinin zorla ayakta tutulmaya çalışılan bir aldatmaca olduğuna şahit olduk.
Bilimin  bize gösterdiği en önemli sonuç ise, yaratılış gerçeğidir. Yani tüm evrenin ve tüm canlıların Allah tarafından yaratılmış olduklarıdır. Yüryüzünde yaşayan milyonlarca tür canlıyı yaratan, bu dünyaya yerleştiren ve biz insanları da yoktan var eden, O’dur. Evrimciler, birtakım ideolojik ve felsefi amaçlarla bu gerçeği örtmeye çalışmakta, ama çaresiz kalmaktadırlar.
Bu gerçeği bu konferans yoluyla duyurmaya gayret ettik. Temennimiz, evrim teorisini ısrarla savunan ve topluma kabul ettirmek için sistemli bir propaganda yürüten çevrelerin de gerçeği görmeleri ve bu çıkmaz yolu terk etmeleridir.”