• Dokümanlar

Son Haberler

Vefat Yıldönümü

Milli Eğitim Mevzuatı, Akit 1998, Mehmet Gökalp

AKİT     24-05-1998        MEHMET GÖKALP                  

 

Adın nedir Reşit, sen söyle sen işit... + Bu çarpık mevzuatla, bu milletin örf ve âdetlerine ters düşen zihniyetle ülkemizde demokrasinin egemen olmasını düşünmek zordur. Baksanıza, günlerce üniversitelerin kapılarında bekleşen nûr yüzlü, güvercin kadar saf ve yağmur suyu kadar temiz kızlarımızın feryad ü figanlarına kimseler kulak vermiyor. Onların kalplerine akıttıkları gözyaşlarını kimseler görmüyor. Elli yıl öncesinden tanıdığım Prof.Dr. Celâl Erçıkan, üniversite mensuplarına lâiklik dersi vermeye kalkışan rektörün karşısına yüce bir dağ gibi dikiliyor ve beyinlere balyozla vurur gibi:
"Üstünüzdeki cübbe bile şeyhülislâmın cübbesidir.
"İstiklâl Savaşı yapılırken her köylü, her kağnı cephelere nasıl uzanmıştı? O günlerde analarımız, bacılarımız sırtında cephane taşırken başlarında örtü vardı. Onları da muaheze edeceksiniz? Niçin başörtüsü giyenlere ilim kapısını açmıyorsunuz?" diye sormuş, haksızlığa karşı isyanını dile getirmişti. Bütün direnmelere, karşı durmalara kulak asmayan güdümlü rektör, başörtülü öğrencilerini imtihana aldı diye bu sefer koskoca bir profesörü -elinde hiçbir yargı kararı olmadan- açığa alıyor.
T.C. Anayasası''nın 130/7 madde ve fıkrasına göre:
"Üniversite, yönetim ve denetim organlarıyla öğretim elemanları, YÖK''ün veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar." Ortada bu nedenlerin hiçbiri olmadığına göre, Kemal Alemdaroğlu, Anayasa''yı ihlâl suçunu işlemiştir ve ivedilikle yargıda hesap vermelidir. Anayasa''nın 24. maddesi "din ve vicdan hürriyeti"ni tanımış olmasına göre, neden başörtüsü İslâm''ın emri iken, "ideolojik veya siyasal amaçlara âlet ediliyor" gibi gösterilsin? Başı açık, bir siyasî fikre sahip olacak, başörtülü bu hakka sahip olmayacak, öyle mi? Sizin bu fikrinize yamyamlar bile güler.
Her pazar sabahı Eyüpsultan Camii''nin önünde biriken cemaatin çığlıkları, üniversitelerin kapısında bekleşen başörtülü kızlarımızın feryadları bir türlü duyulmuyor ve iktidar tarafından nazara alınmıyor. Atalarımızın deyimiyle:
"Adın nedir Reşit, sen söyle sen işit." Yahut "Bir kulağım keçe, burdan gelip geçe..." siyaseti güdülüyor. Sanki YÖK kararları, Anayasa Mahkemesi''nin kararları kanunların üstündeymiş telâkkisini egemen kılıyor.
Şiir okuyan, beyanat veren belediye başkanları yok mahkûm edilirken, Adalet Bakanı, onlara "Lâvüsel-sorumsuz" diyor.
Ziya Gökalp''in 80 yıl önce yazdığı, okullarda (Alparslan) temsil edilen, antolojilere geçen (Dua) niteliğindeki şiiri bile, 10 milyonluk İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı''nın 10 ay mahkûmiyetine sebep oluyor... Bu durum karşısında:
"Ne yapalım, hâkimler kararlarında bağımsızdır" diyor Adalet Bakanı... Çâresiz kaldığını itiraf ediyor.
Öyleyse çâre nedir?
Durumu muhterem Prof. Dr. Sabahattin Zaim Bey''e açıp ona, "Çok düşündüm, keşke üniversitelerde Genel Kültür dersleri verilse... Türk tarihinden, İslâmiyet''ten bilgiler aktarılsa, diplomalı cahillerden kurtulsak" diyorum. Sayın Zaim:
"Genel Kültür dersleri verilmesini teklif etmiştim, ama kabul görmedi" diye yakınıyor.
Yanlış dâvâlar açan, yanlış kararlar veren hukukçuyu Avrupa ülkelerine göndermeliyiz. Atatürk böyle yapmadı mı?
Hıfzı Veldet (Velidedeoğlu), Meclis''te zabıt kâtibi iken, Reşat Şemseddin Sirer öğretmenken, Behçet Kemal Çağlar maden mühendisi ve şâir iken, Fındıkoğlu Ziyaeddin hocamız PTT''de memur-lise mezunu iken, Nurettin Topçu, Vefa Lisesi''ni bitirmiş genç bir delikanlı iken, Necip Fazıl Türkiye İş Bankası''nda müfettiş iken Avrupa''ya gönderildiler. Atatürk''ün ölümünden sonra 1580 sayılı (Türk Parasını Koruma Kanunu) çıkaran CHP, bırakın Avrupa''ya tahsile adam göndermeyi, hacca bile gitmeye döviz vermemişti.