• Dokümanlar

Son Haberler

Vefat Yıldönümü

Sabahattin Hocami Anarken

Sabahattin Hocamı Anarken…

 Prof. Dr. Ali Seyyar

 

Prof. Dr. Sabahattin Zaim hocamızı 9 Aralık 2007 tarihinde kaybettik. Hemen ertesi gün Fatih Camiinde kılınan cenaze namazıyla kendisi ebedî âleme yolculuk edildi. On binlerce seveni, öğrencisi, hayranı hem camii içini, hem de camii avlusunu doldurdu. Öyle güzel bir manevî atmosfer ve dikkat çekici bir sükûnet hâkimdi ki, doğrusu imrendim. Cenazeye katılan herkes huşu içinde hocamıza karşı son görevini ifa etti. Başta Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül ve Başbakanımız Sayın Tayyib Erdoğan olmak üzere Türkiye’nin en önemli simaları cenaze namazında hazır bulundular. Peygamberimiz “Cenaze namazında üç saf cemaat bulunan mümin, Cennete girer” ve “Kırk Müslüman, bir müminin cenazesinde bulunup onun affı için dua ederlerse, duaları kabul olur” buyurmaktadır. Sabahattin hocamın cenaze namazında Peygamberimizin buyurduğunun çok üstünde şuurlu bir cemaat bulunmaktaydı, her kesimden gelen müminler, hocamız için samimî dualarda bulunmuşlardır. Hayatını “Güzel İnsan” yetiştirmek için vakfeden bir ilim adamının son yolculuğu da böyle güzel oluyormuş meğer.

İlk Tanışmamız

Yıl 1993, 26 yıllık gurbet hayatından sonra Almanya’dan memleketime temelli dönüş yaptım, gayem İstanbul Üniversitesi, Çalışma Ekonomisi bölümünde doktora eğitimi almak idi. Bu bölümde benim gözümde iki değerli hoca vardı, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Prof. Dr. Sabahattin Zaim. Kendileriyle tanışmak ve onların talebesi olmak en büyük arzum idi. Türkiye’ye gelir gelmez ilk işim onlarla görüşmek oldu. Kendilerine doktora eğitimi almak istediğimi söyledim. Nitekim 1994 yılında bu bölüme doktora öğrencisi olarak kabul edildim. Jüri heyetinde bölüm başkanı Prof. Dr. Nusret Ekin, Prof. Dr. Nur Serter, Prof. Dr. Toker Dereli ve Prof. Dr. NevzatYalçıntaş vardı. Bütün hocaların derslerine aralıksız olarak büyük bir şevkle devam ettim, ama Sabahattin hocamın derslerine her zaman büyük bir iştiyakla ve gönülden katıldım. Derslerinde hangi konu işlenirse işlensin mutlaka bir hikmet yönü bulunurdu, sosyal bilimlerin perde arkası yani manevî boyut gösterilirdi. Çoğu zaman müfredatta resmen ilan edilmemiş olsa da Zekât, Sadaka gibi İslâm Ekonomisinin temel esasları ile ilgili dersler de verilirdi. Nevzat hocamız da Sabahattin hocamıza çok hürmet ederdi, Nevzat hoca derslerinden sonra bazen bizi yanına alıp “haydi çocuklar şimdi hocaların hocasına gidelim ve biraz onunla sohbet edelim” derdi. Hangi siyasî görüşten olursa olsun bölümdeki her hoca Sabahattin hocaya ayrı bir saygı gösterirdi. O, bütün mütevazılığına rağmen İstanbul Üniversitesinde ilmî otoritesini kabul ettirebilmişti.

Emekli Olması

Yıl 1997: Ben İstanbul Üniversitesinde Nevzat hocamızın danışmanlığında doktora tezimi tamamladıktan sonra aynı yıl Sakarya Üniversitesine öğretim üyesi olarak alındım. Sabahattin hocamız, o eğitim yılında hem İstanbul, hem de Sakarya Üniversitesinde son kez ders veriyordu. Hocamız artık emekli olacaktı. Kaderin cilvesine bakın ki, Sakarya Üniversitesi, Çalışma Ekonomisi bölümünün Sosyal Siyaset ana bilim dalı bana bırakılacaktı. Sabahattin hocamız 1998’de resmen emekliye ayrıldı ve biz de onun kürsüsünü böylece devraldık. Bu kürsünün hakkını verebilmek ve sosyal politikalar alanında yeni ufuklar açabilmek için çok çaba gösterdim, inşallah onun bir talebesi olarak bu kutsal görevimizi layıkıyla yerine getirebiliriz. Emekli olduğunda fakültemiz kendisine bir veda yemeği tertipledi. 28 Şubatın soğuk rüzgârları Esentepe Kampüsünde de estiğinden dolayı bu yemeğe başta üniversitemizin rektörü olmak üzere birçok öğretim üyesi katılmadı. Veda yemeğine sadece bir iki rektör yardımcısı katılma lütfünde bulunmuştu. Malum, hocamız dindar bir âlim idi, dindarlığını da hiçbir zaman gizleme ihtiyacı duymazdı. Aslında dindarlık ve ilim, birbirlerini tamamlayan iki güzel haslettir. Ama ne var ki, laikçilik kıskacından kopamayan bazı idareciler, dindar bir bilim adamın varlığından her zaman tedirgin olurlar. İstanbul Üniversitesi, buna rağmen yine de geleneksel görevini yerine getirerek, hocamıza bir Armağan çıkardı. Emekli hocalara üniversite adına bir Armağan çıkarmak hem ilmî teamüllerin bir gereği, hem de emekliliğe ayrılan hocalarımıza saygının bir tezahürüdür. Ne yazık ki, hocamıza Sakarya Üniversitesi olarak biz bir Armağan çıkaramadık. Üniversitemize büyük emeği geçen hocamız, belli etmemiş olsa dahî bu yüzden biraz hüzünlü olarak Sakarya’dan ayrıldı.

Hocamıza Vefa Borcumuz

Hocamızın vefat haberini duyduğumda “bu ayıbı nasıl telafi edebiliriz acaba” diye düşünürken aklıma Sabahattin hocamızın öğrencisi olan fakülte dekanımız sayın Prof. Dr. Engin Yıldırım hocamızı aramak geldi. Sayın dekanımızın sorumluluk duygusu ve duyarlılığı takdire şayandır. “Bu hatamızı hemen telafi edeceğiz. Hem bir Armağan çıkartacağız, hem de Sabahattin hocamız adına Sempozyum düzenleyeceğiz” dedi. Dekanımızın vefa ve sadakati bununla da kalmayacak. Fakültemiz, gelecek yıl ek bir binaya kavuşacak. Bu binanın en büyük salonun ismi hocamızın ismini alacak inşallah. Dekanımızın girişimleriyle geçen hafta Üniversitemizde Sabahattin hocamıza eski Tarım Bakanı Sayın Prof. Dr. Sami Güçlü’nün de katıldığı bir anma töreni de tertiplenmiş oldu. Böylece geç de olsa Sabahattin hocamızın ilmî değeri ve umumî saygınlığı Üniversitemizce de tescillenmiş oldu. Sabahattin hocamız, Adapazarı Büyükşehir Belediyesi ve Sakarya Üniversitesinin müşterek girişimleriyle ve büyük organizasyonlarla her yıl anılmalıdır. Böyle değerli bir bilim adamı, genç nesiller tarafından her zaman hatırlanmalıdır. Sakarya, ilmin beşiği olmak istiyorsa, bağrından yetiştirdiği bilim adamlarına sadece öldüklerinde değil, hayatlarında da saygı göstermelidir.

Son Görüşmemiz

Sabahattin hocamızın himmetleri ve hayırlı dualarıyla ve Asal eğitim şirketinin de maddî katkılarıyla geçen yıl Sosyal Politikalar Dergisini çıkartmaya muvaffak olduk. İlk sayısında kendisiyle bir röportaj yaptık. Böylece dergimizin sosyal politika boyutu da ortaya çıkmış oldu. Dergimizi geniş bir kitleye tanıtmak ve yeni bir yazar kadrosu oluşturmak maksadıyla geçen Ramazan ayında bir otelde iftar yemeği verdik. Baş konuğumuz Sabahattin hocamız idi. Yemekten sonra hocamız bir konuşma yaptı, çıkarttığımız derginin önemine vurgu yaparak, bizlere manevî desteklerinin devam edeceğinin işaretini verdi. O akşam otelin bir salonunda birlikte teravih namaz kıldık. Bu hocamla paylaştığım son hatıra idi. Hatıraların en güzel yönü, birlikte geçirilen değerli, faydalı ve anlamlı anlardır. Geçmiş gibi görünse de bunlar öyle anlar ki, insan hayatının akışına ve gönül dünyasına yön verir. Ben hocamla birlikte namaz kıldım, onun derslerine katılma şerefine eriştim, onun kürsüsünün başkanlığını yapmaktayım, onun manevî desteğiyle azimli birkaç arkadaşla bir dergi çıkartabildik ve dolayısıyla az da olsa onunla ilgili güzel hatıralara sahip olabildim. Bu büyük bir lütuftur. Bunun için Allah’a şükrediyorum ve hocama Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum.

 

25 Aralık 2007 // Salı // Adapazarı Gazetesi