• Dokümanlar

Son Haberler

Vefat Yıldönümü

AKİT, 29-04-2001,Devlet, vergiyi tefecilere dağıtıyor

Özel Finans Kurumları’yla birlikte İslâmi şuurlanma hareketi başladı. Bu durumda iktisadi hayatta iki müessese önplana çıkmıştır. Bunlardan biri İslâmi bankalar, diğeri de zekat sistemidir. Bu iki müessese üzerinde çok durulmuştur. Son 30 yıllık süreçte İslâm dünyasında en çok gelişen bu iki sistem olmuştur. Bu süreçte İslâm Konferansı’na bağlı 22 yan kuruluş içerisinde güzel çalışmaları İslâm Kalkınma Bankası yapmıştır. İslâm dünyasının iktisaden kalkınması için her türlü girişimci, İslâm Kalkınma Bankası’nın tahsis ettiği fonları kullanırlar. Daha sonra 330 civarında Özel Finans Kuruluşu kurulmuştur. İslâm dünyası hızla şuurlanıyor. Bu hareket 1990’dan bu yana hızla gelişti.
Finans kurumları da Bankalar Kanunu’na konulunca, bu kurumların aleyhinde ayrıcalıklar yapıldı. Şu an güncel olan şudur: Bankalar özel sektör olarak çalışabiliyorlar. Türkiye’de serbest piyasa ekonomisi içinde rekabet esastır ve özel teşebbüs rekabet içinde çalışır. Kâr ve zararını kendisi çeker. Hükümet, özel müesseselerin zararını karşılıyor mu? Bir fabrika batarsa zararını karşılamıyor. Halbuki bankalar batsa ve kötü çalıştırılsa dahi müşterilerin parası devlet garantisindedir. Halbuki bunun örneği dünyada yok. Piyasa ekonomisine aykırı bir kaide. Ama devlet bu garantiyi sadece faizle çalışan bankalara verdi ve finans kurumları devre dışı bırakıldı.
Türkiye’deki faizsiz bankacılığın fikir babası Prof. Dr. Sebahattin Zaim, ülke ekonomisinin üst üste yaşadığı büyük krizlerin temelinde bankaların asli görevlerini bırakıp, tefecilik yapma mantığının yattığını söyledi.
Prof. Sebahattin Zaim, bankaların son 10 yıldır bankacılık yapmadıklarını, topladıkları paraları devlete satıp, tefecilik yaptıklarını söyledi. Zaim, “Devlet, vatandaşın ödediği vergileri tefecilere dağıtıyor. Yaklaşık 35 bin aile bu tarz tefecilikle, 70 milyon insanımızın sırtından haksız kazançlar sağlıyor” dedi.
Prof. Sabahattin Zaim; faizsiz bankacılık, özel finans kurumlarının durumu, ekonomiye katkıları gibi sorularımıza şöyle cevap verdi:
- Faizsiz bankacılık sistemi düşüncesi Türkiye’de ne zaman gündeme geldi?
- Faizsiz bankacılık, Türkiye’de 1983’te rahmetli Turgut Özal’ın ilk başbakanlığı döneminde gündeme geldi. “İslâm Kalkınma Bankası modeline benzer bir müessese Türkiye’de kurulabilir mi?” sorusu soruldu ve bir nûmune hazırlandı. Türkiye’deki bankacılık mevzuatı faizsiz bir müessesenin kurulmasına müsait değildi. Bankaların tamamı faiz sistemiyle çalışıyordu. Hazırlanan numune Bankalar Yasası’na uygun olmadığı için rahmetli Özal bir kararname çıkardı. Bu kararname daha sonra kanunlaştırıldı. İsim olarak da “Özel Finans Kurumları” denildi. Böylece İslâm Bankası modeline uygun müesseseler Türkiye’de de kurulmuş oldu.
- Turgut Özal’dan önce faizsiz bankacılığın Türkiye’de kurulması gündeme geldi mi?
- Bu düşünce hep vardı ancak, mevzuat ve siyasi şartlar müsait değildi. Siyasi şartlar müsait hale gelince bu müesseselerin hukuki altyapısı çıkarıldı. Türkiye zaten 1975’te kurulan İslâm Kalkınma Bankası’nın kurucu ortaklarındandı. Türkiye aslında faizsiz bankacılık sistemini İslâm Kalkınma Bankası’na kurucu ortağı olarak benimsemişti. Turgut Bey zamanında ise Türkiye, İslâm Kalkınma Bankası’nın 10 kişilik yönetim kurulunda bulunan 6 daimi üyeden biri oldu. Ancak bizde bir örneği yoktu.
- Peki hocam “faizsiz bankacılık” denilince ne anlaşılmalı?
- Bankacılık fonksiyonunu gören fakat, faizle çalışmayan finans kuruluşları demektir. İslâm’ın yasaklarını çiğnemeyen ve emirlerine uygun olarak çalışan kuruluşlardır. İslâm Bankası ve Türkiye’deki Özel Finans Kuruluşları bu esaslara göre çalışırlar.
- Çalışma prensipleri nelerdir?
- İslâm Kalkınma Bankası modelinde İslâm Fıkıhçılarının uygun gördüğü çalışma şekli dört temel esasa dayanır. Bunlar; Murabaha (ticaret), Mudarebe (kâr zarar ortaklığı), Şerike (ortaklık) ve İcare (kiralama)’dır. Türkiye’deki Özel Finans Kurumları da İslâm fıkıhçılarının belirlediği bu dört esasa göre çalışırlar. Özel sektördeki müesseselere de bu dört temel prensip doğrultusunda yardımda bulunurlar.
- Müşterinin parası bu dört işlemden hangisiyle değerlendiriliyor?
- Müşteri Özel Finans Kuruluşları’na parasını iki türlü yatırabiliyor. Birincisi, cari hesaptır. Öbürü ise katılım hesabıdır. Cari hesapta müşteri parasını vadesiz olarak yatırır. Tıpkı diğer bankalardaki cari hesaplar gibi müşteri parasını istediği zaman çekebilir. Bu müşteriye herhangi bir kâr verilmez. Müşteri bu hesapla bankayı veya özel finans kuruluşuna bir kasa gözüyle bakıyor.
Katılım hesabında ise diğer üç işlem (kiralama, ticaret ve kâr zarar ortaklığı) uygulanır.
- Türkiye’deki faizsiz bankacılık tecrübesi şu an da hangi aşamada ve sistem tam olarak yerine oturmuş mudur?
- Şu anda sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada bu müesseseler kuruluş aşamasında sayılabilir. Türkiye’de ÖFK’ların kurulmasının üzerinden 16-17 yıl gibi bir süre geçti. Diğer bazı ülkelerde ise bu süre daha uzundur. Buna rağmen Türkiye’deki ÖFK’lar türünün başarılı örnekleri sayılabilir.
- Türkiye’deki ÖFK’ların avantajları da var mı?
- Bankalar faizle çalıştığı için, “Ya banka batarsa ve müdilerine parasını ödeyemezse?” riskine karşı Merkez Bankası’na belli bir oranda para yatırırlar. ÖFK’lar Merkez Bankası’na böyle bir teminat yatırmaktan muaf tutulmuşlardı.
Fakat daha sonra bankaların tepkisi üzerine ÖFK’lardan da bu teminat alınmaya başlandı. Buna karşın Merkez Bankası’nın ÖFK’lara karşı hiçbir sorumluluğu yok. ÖFK’ların birçok dezavantajı daha var. Merkez Bankası bankalardan yüzde 5 oranında vergi alırken ÖFK’lardan yüzde 10 oranında vergi alıyor. Ayrıca Merkez Bankası ÖFK’lara diğer birtakım finansal işlemlerin yapılmasında da güçlükler çıkarıyor. Örneğin sermaye artırmasına sınırlandırma getiriyor.
Hükümetler bu müesseseleri tam olarak benimsemedi. Halbuki 1981’de İslâm Konferansı dahilinde İslâm ülkeleri Merkez Bankaları toplantı yaptı ve ben de o toplantıya İslâm Bankaları Birliği’ne temsilen katıldım. Devlet, faizle işleyen bankalardan daha az vergi alıyor. Diğer finansal işlemlerin de yapılmasında güçlükler çıkartıyor. Hükümetler bu müesseseleri tam olarak benimsemedi ve teşvik de etmedi. Toplantıda bütün merkez bankaları ülkelerinde İslâm bankalarının kurulmasında teşvik edilmesi istendi. Bu toplantıda Türk hükümeti de bu kararnameyi imzaladı. Ancak bizde teşvik şöyle dursun, şubelerinin açılması engellendi. Bu tutum devam etti.
Finans kurumları da Bankalar Kanunu’na konulunca, bu kurumların aleyhinde ayrıcalıklar yapıldı. Şu an güncel olan şudur: Bankalar özel sektör olarak çalışabiliyorlar. Türkiye’de serbest piyasa ekonomisi içinde rekabet esastır ve özel teşebbüs rekabet içinde çalışır. Kâr ve zararını kendisi çeker. Hükümet, özel müesseselerin zararını karşılıyor mu? Bir fabrika batarsa zararını karşılamıyor. Halbuki bankalar batsa ve kötü çalıştırılsa dahi müşterilerin parası devlet garantisindedir. Halbuki bunun örneği dünyada yok. Piyasa ekonomisine aykırı bir kaide. Ama devlet bu garantiyi sadece faizle çalışan bankalara verdi ve finans kurumları devre dışı bırakıldı.
- Bankalar yasasında Finans Kurumları’nın hukuki dayanağı nedir?
- Bankalar yasasında Özel Finans Kurumları banka olarak tanımlanmıştır ve aynı kanunla hukuki dayanağa kavuşturuldular. Özel Finans Kurumları’nın kendi aralarında oluşturdukları teminat fonu var. Devlet garanti verirken Merkez Bankası’nda Tasarruf Mevduat adıyla bir fon kurdu. Batan bankalar bu fona devrederek garanti altına aldı. Fondaki para batan bankalara zaten yetmiyor. Fon yetmediği için Hazine’den para aktarıyorlar. Özel Finans Kurumları’na bu imkan verilmemiş. ÖFK bu ayrıcılığa dikkat çekmişlerdi. ÖFK’lara yapılan haksızlıktır. Fakat ÖFK’lar, Katılım Ortaklığı Hesabı’nı kurarak mudilerin parasını sigortalamış oldular. Tasarı hazırlandı ve kanunlaşmasını bekliyor.
- ÖFK’ların sıkıntısız çalışabilmesi için öncelik ne olmalıdır? Çünkü önümüzde bir İhlas Finans örneği var.
-ÖFK’ların reel iktisadi problemi yoktur. Sermaye, likidite ve iktisadi problemleri de yok. İhlas Finans’taki gelişmelerden sonra psikolojik bir sıkıntı oldu. Halk, İhlas Finans örneğiyle korktu. ÖFK’lardan ve bankalardan büyük miktarda paralar çekildi. Bu duruma siyaset dünyasındaki güvensizlik de büyük etki etti. Panik biraz azaldı. Türkiye’deki bu ekonomik sıkıntıdan Özel Finans Kurumları en sağlam kuruluşlar olarak çıkacaklar.
- Bunun özel bir nedeni var mı?
- Çünkü bu müesseseler; tüccar ve sanayiciye para verirken, diğer bankalar gibi karşılık sağlıyarak parayı verir ve ne olursa olsun demez. Kâr ve zarara göre pay verdiği için, tıpkı bir yatırımcı gibi müessesenin iktisadi kârlılığını inceler. Kârlı bir müessese ise ona finansal yardım yapar, değilse yapmaz. Kaldı ki bu yapılan murabaha sisteminde zarar etmesi de söz konusu değil, çünkü anlaşma yapılıyor. Parayı peşin veriyorsun, vadeli alıyorsun. Müessese batmadıkça o para döner sistem olduğu için kâr getirecektir. Özel Finans Kurumları’nın şu anda iktisadi problemleri yoktur. Türkiye’deki finans krizinin yol açtığı çöküntü ve halktaki psikolojik panik, iktisadi hayatı bu hale getirmiştir. Halk sükûnetle hareket etmelidir. Mudiler ÖFK’lardan parasını çekmezse ve tüccarlar da ödemelerini zamanında yaparlarsa ekonomik kriz kolaylıkla aşılabilir.
- İhlas Finans’a para yatıran mudiler de aynı paniği mi yaşadı?
- İhlas Finans örneği kötü bir imtihandı. Mal canın yongasıdır. Eğer vatandaşın parası riske girmişse İhlas Finans’ta kötü yönetim olmuştur. Türkiye’de Kasım’da başlayan ekonomik kriz nedeniyle mudiler paniğe kapılıp İhlas Finans’tan paralarını çekti. Mudiler, paralarını çekmede acele etmeselerdi, bu kurumda sorun yaşanmayacaktı.
Devlet, vergiyi tefecilere dağıtıyor
Müşterilerin topladığı para bankanın kasasında durmuyor, banka parayı yatırım amaçlı olarak tüccarlara verdi. Tüccarın aldığı parayı değerlendirmesi ile Finans Kurumuna gelecek kâr mudilere dağıtılacak. Mudiler vade dolmadan paralarını geri istedikleri için, yatırımlarda olan paraları alamıyorlar. Mudiler anlaşmalarına riayet edip paralarını vadesinde istesele,r bir sorun yaşanmayacaktı. Herkes aynı anda ve vadesinden önce paralarını istediği zaman dünyadaki hiçbir Finans Kurumu buna dayanamaz. Türkiye’de İslâmi Finans Kurumları’nın ayakta kalması isteniyorsa mudiler paralarını çekmemelidir. Çünkü paranın bir riski yok. Tek risk halkın paniğe kapılıp, bir anda paralarını çekmeye kalkışmasıdır.
- Türkiye büyük bir ekonomik sıkıntı içinde. Böyle bir ortamda vatandaş parasını nasıl değerlendirmeli?
- Özel Finans Kurumları tercih edilmelidir. Diğer müesseseler şu anda tefecilik yapıyor. Türkiye’de banka denilen kurumlar, son on yıldır bankacılık yapmıyorlar. Reel ekonomiye para aktarmıyorlar. Küçük ve orta ölçekli işletmeler Özel Finans Kurumları’nın desteğiyle ayakta duruyor. Bankalar yatırımcıya para vermiyor. Büyük faizlerle alınan krediler müesseseleri batırıyor. Bankalar topladıkları paraları devlete götürüp, hükümete yüksek faizli üç aylık bonolarla satıyorlar ve tefecilik yapıyorlar. Devlet ise vatandaşın ödediği vergileri tefecilere dağıtıyor. Yaklaşık 35 bin aile bu tarz bir tefecilikle 70 milyonun sırtından çok büyük haksız kazançlar elde ediyor. Son krizde 3.6 katrilyon para dağıtıldı. Bu paraya alan şahıslar bir tek kuruş vergi ödemiyor. Vatandaşın Allah’ın emrine uygun biçimde parasını çalıştıracağı, tüccar ve esnafın da bundan istifade edeceği bu kurumlara parasını getirmelidir ki, Türk ekonomisi canlansın ve tasarruflar iktisadi sahaya girsin.
- Özel Finans Kurumları yatırımcının talebini tam olarak karşılıyor mu?
- Faisal Finans’ı ele alırsak, 2.5 yıldır sermaye artışı için devletten izin istiyor, ama alamıyor. Genel kurulunu yaparak denetim kurullarını icra etti ve önümüzdeki aylarda yapılacak olağanüstü kongrede sermaye artışını yapacak. Sermaye artışıyla hükümetten yeni şubeler izni isteyecek. Şubelerin çoğalmasıyla halkın katılımı çok daha kolaylaşmış olacak. Muhabir bankalar vasıtasıyla yapılacak işlemler direkt şubelere yansıyacak ve müşteriler daha kolay işlem yapabilecek. Ekonomideki kriz atlatılırsa, bu müesseseler çok daha güzel fonksiyon icra edecek. Eğer sermaye ihtiyacı varsa sermayesini artıracak.
- Faizsiz bankacılığın İslâm dünyası ekonomisine katkıları nelerdir?
- Özel Finans Kurumlarıyla birlikte İslâmi şuurlanma hareketi başladı. Bu durumda iktisadi hayatta iki müessese önplana çıkmıştır. Bunlardan biri İslâmi bankalar, diğeri de zekat sistemidir. Bu iki müessese üzerinde çok durulmuştur. Son 30 yıllık süreçte İslâm dünyasında en çok gelişen bu iki sistem olmuştur. Bu süreçte İslâm Konferansı’na bağlı 22 yan kuruluş içerisinde güzel çalışmaları İslâm Kalkınma Bankası yapmıştır. İslâm dünyasının iktisaden kalkınması için her türlü girişimci İslâm Kalkınma Bankası’nın tahsis ettiği fonları kullanırlar. Daha sonra 330 civarında Özel Finans Kuruluşu kurulmuştur. İslâm dünyası hızla şuurlanıyor. Bu hareket 1990’dan bu yana hızla gelişti.
Çünkü 1920-1940 tarihleri arasında İslâm dünyası çökmüştü. Osmanlı Devleti yıkılınca dünyada Türkiye, İran ve Afganistan olarak üç tane müstakil devlet kalmıştı. İslâm dünyası komünist ve kapitalist sistemin çıkmazından istifade edememiş. Her ülkede bir İslâmi şuurlanma hareketi var ama, mevcut yönetimler bu gelişmeyi tam olarak teşvik edecek olgunluğa getiremediler.
İslâm’da insan hakları en başta gelir. Bunlara riayet edilmesi halinde İslâmi müesseseler gelişecektir. Trilyonlarca faiz geliri alan kişi vergi ödemiyor, buna karşın asgari ücret alan kişi 30 milyon vergi ödüyor. İslâmi şuurlanma hareketi bunları, zekat da haksızlıkları önleyecek. Yeni teknolojilerin geliştiği sahalarda risk çoktur ve müteşebbis çekilir. Yüksek faiz borçlarının altına girerse bunun altından kalkamaz. 
Prof.Dr. Sebahattin Zaim, arkadaşımız İbrahim Acar’a bankaların son 10 yıldır bankacılık yapmadıklarını, topladıkları paraları devlete satıp, tefecilik yaptıklarını söyledi.